YARINI DÜŞÜNMEYİN, BUGÜNÜ GÜÇLENDİRİN!

Çoğu kişisel gelişim kitabı bize hep yarınlarımız için neler yapmamız gerektiğini anlattı. Geleceğimizi inşa etmeye odakladı. Hep daha fazlasına, hep daha yukarısına gitmeye güdüledi.

Anneler babalar çocuklarının maddi geleceğini inşa etmek için yaşadı. Kendilerinden vazgeçip, adeta çocuklarının kaderlerini sigortalamak adına kendi varlıklarını çocuklarının varlıklarına adadı. Kendi geleceklerini, çocuklarının geleceğine sabitledi. Belki çocuklara bir “varlık” bırakıldı. Ama ne onların ne çocuklarının tam anlamı ile benlik/varlık alanları oluşmadı, oluşamadı.

Normal olarak böyle yetişen çocuklar bu paradigma ile bakmayı öğrendi hayata. Bir şekilde geleceği garantilemek lazımdı. Ama Dünya durur mu, durulur mu? Belirsizlikler ve kaoslar daha hızlı değiştirdi her şeyi. Belirsizlikler arttıkça kaygılar da korkular da arttı. Doğal olarak konfor alanına alışmış İnsanlar, konfor alanını genişletmeyi amaç edinmiş İnsanlar yüzleşmekten kaçtı korkularla, zorluklarla. Konfor alanının dışında çaresiz hissetti. Çaresizlik değersizlik algısını getirdi. Kendini değersiz göreni, herkes değersiz gördü. Ne yazık ki daha gencecik hayatlar kendini hapsetti ve umutsuzlukla zincirledi.

Diyorum ki vazgeçsek şu maddeleştirdiğimiz yarınlardan, büyük büyük planlardan, somutlaştırdığımız hayallerden… Bugünümüzü güçlendirsek. Varlık alanımızı şekillendire şekillendire, sindire sindire çizsek. Hissede hissede yaşasak. Bir şeyi inşa edeceksek anlam- değer dünyamızı inşa etsek. Ne uğrunda bir hayat yaşadığımızı ve hangi değerleri temsil edeceğimizi netleştirsek. Yani şahsı manevimizi güçlendirsek…Çünkü işin özü dünya ömrünü aşacak bir kimlik inşa etmek.

Hayat ne dün ne yarın, birçok şimdinin ardı ardına yaşanmasından ibaret. O yüzden bugünümüzü yaşayalım, bugünümüzü güçlendirelim. Dünümüzün pişmanlıkları, yarınların kaygıları yük bize.

Değersizlik algısının da, çaresizliğin de, umutsuzluğun da kişinin bugün alması gereken sorumluluklarından bir nevi kaçışı olduğunu unutmayalım. Kaçmak daha da büyütür zorlukları. Korkmak. En doğal duygu. Herkes korkar, ama korku bir eşiktir. Geçinceye kadar dağ gibi gelen ama adım attığınız anda geçtiğiniz bir eşik. Söylemekle bilinmez bu. Adım atmanız gerekir. Sorumluluğu dışarıya değil, kendinize yüklemeniz gerekir. Dışarıyı inşa edemezsiniz ama içinizden dışınıza bir hayat tasavvuru yapabilirsiniz. Hayatınızın atları artık sizin dizginlerinize geçer. Sonuçta dizginler atlarda olursa ahıra, ama sizin elinizde olursa ahire gidersiniz

Bir an önce kabul edip, yüzleşmemiz gerekiyor hayatla. Öyle çok da zaman kalmadı. Bugün artık daha yakınsınız dünya hayatının sonuna. Denize illaki gireceksiniz, girince de alışacaksınız suya. Bu her defasında böyle olmuşken alışamama korkusu ile beklemek niye?

Böyle olunca aktif olmak zorunda kalıyor İnsan. Harekete geçiyor. Harekete geçince de gelecek, size geliyor. Karşınıza noktalar çıkıyor. Bugün doğru noktaya adım atmanız bekleniyor sizden. Sonra birleşiyor bu noktalar ve sizi hayal etmediğiniz bir geleceğe doğru adım adım götürüyor. Geleceğe yetişmeye çalışmaya gerek yok. Bugünün hakkını verince, gelecek nokta nokta geliyor zaten. Noktalar sizin seçiminiz oldukça yol da sizin oluyor. Böyle olunca gelecek kaygısı, baskısı kalkıyor üstünüzden. Hatta gelecek karşılığı, beklentisi de kayboluyor. Bu neye sebep oluyor biliyor musunuz? Samimiyete…

Samimiyetle ifade ediyorum ki,

Bugünü güçlendirmek, yarını inşa etmekten daha evla.

Maddeden öte manaya varmak daha evla.

Varlık sahibi olmaktan çok şahsı maneviye sahip olmak daha evla.

Leave a comment